Teknik Borç

     
Martin Fowler
1 Ekim 2003

“Bu çeviri tarafımdan, dilim döndüğünce yapılmış olup, yazarın izni ile yayınlanmıştır.”

Sisteminize eklemek istediğiniz bir fonksiyon var diyelim. İki seçeneğiniz var, biri hızlı ve çirkin – biliyorsunuz ki ileride yapacağınız değişiklikleri daha zora sokacak. Diğeri ise temiz bir tasarımla sonuçlanacak, ama devreye almak için daha çok zamana ihtiyaç var.

Teknik Borç, Ward Cunningham tarafından bu sorun üzerinde düşünmemizi sağlamak için geliştirilmiş harika bir metafor. Bu metaforda, hızlı ve çirkin işler yapmak teknik olarak, aynı finansal anlamdaki gibi sizi borçlandırıyor. Bir finansal borç gibi teknik borç da, hızlı ve çirkin bir tasarım seçiminden dolayı ilerde yapılacak geliştirmelerde daha fazla güç sarf etmek zorunda kalmak şeklinde bir faiz ile geri ödeniyor. Faizi ödemeye devam edebilir yada hızlı ve çirkin tasarımı daha iyi bir tasarıma dönüştürmek için yapıyı tekrar düzenleyerek anaparayı ödeyebiliriz. Her ne kadar bu bize anapara ödemesi kadar bir maliyete yol açsa da, gelecekte ödeyeceğimiz faizi düşürmüş oluruz.

Gökyüzündeki fotoğraflar

Anı kaydetmek artık çok kolay. Herkesin yüksek mega-piksel çözünürlüklü fotoğraf çekebilen, video kaydedebilen telefonları var. Olan biteni “dur bi dakka” diyerek hemen kaydedebiliyoruz. Ama kayıt altına alma süreci bizi başka bir şeye konsantre ediyor çoğu zaman. İyi bir kare yakalamak, tüm olan biteni aktarabilme derdi vb. öncelikler yüzünden o anın tadına varmakta sorun yaşıyoruz sanki. Basın sektöründe çalışanlar için aslında mesleki sebeplerden dolayı daha bir geçerli bu durum. Olayı, yaşananı aktarma çabası sırasında o anda belki bir insan olarak yapabileceği bir şeyi es geçme durumu. Peki bize ne oluyor kuzum?

Önce Wolfenstein vardı…

Tabi başka şeylerde vardı ama biz onu W3D ile tanıdık. Bir elimiz ok tuşlarında bir elimiz shift ve control tuşunda gözümüzü kırpmadan oynardık. Daha önceden bu tip oyunlara aşina olmayan bir kaç arkadaşımın oynarken midesinin bulandığını bilirim.

Sonrasında Doom, Duke nukem vb…

Yıllar sonra bir gün Half-life (HL) çıktı…

Ve insanlar ikiye ayrıldı; HL oynamayı becerenler ve beceremeyenler.Çünkü bir elinizle fare yardımıyla baktığınız/gittiğiniz yönü değiştirirken diğer eliniz hiç bu kadar samimi olmadığı kadar W,A,S,D tuşları üzerinde ileri-geri ve sağ-sol yapmalıydı. Değişik bir koordinasyon gerektiyordu… Bahsi geçen W,A,S,D  tuşları bir süre sonra (bir dönem boşluk tuşuna olduğu gibi) önce silikleşmeye sonrada bozulmaya başlayacaktı. Tabi daha hasas fare ihtiyacıda kendiliğinden doğmaya başladı.

levyeli zor anlar

Ve sonrasında bir çok online fps (counter tabi ki…)

I seek you

Seneler önceydi. İki genç otobüste konuşuyorlardı.

-dün gece yoktun mesenede.
-misafir vardı giremedim.

Bir an için “mesene nedir ki?” dedim kendi kendime. Sonra içimden “evet emesen”… Yabancı kökenli teknolojik terimleri önce orjinal haliyle öğrendiğimizden kendi dilimize böyle yabancılaşıyoruz işte…