Oyunlardaki gibi sonraki bölüme geçsek

Çocukluğu bilgisayar oyunları dönemine denk gelen kişilerden biriyim.
Saatlerce başından kalkmadan oynadığımız oyunlar bizim hayata bakış açımızı da değiştirmiş bir nebze.
Mesela her ilerleme kaydettiğimizde takdir yada ödül bekliyor olabiliyoruz.
Olmazsa pek sorun değil belki ama olması bizi motive ediyor.
Mevcut durumumuzu bilmek, ne konumda olduğumuzu, nasıl değerlendirildiğimizi bilmek istiyoruz.
Kariyer planı istiyoruz. Büyük adımlar attığımızda ünvanımız değişsin istiyoruz.
Biraz da olsa yarışmak istiyoruz. Diğer arkadaşlarımız içerisinde hangi sırada olduğumuz görmek istiyoruz.
Yani kazanmak istiyoruz. Aynı oyunlardaki gibi…
Kazanınca mutlu oluyoruz.

Bu söylediklerimi bu döneme yetişen yetişmeyen herkes istiyor aslında.
Ama bizler sanki biraz daha çok istiyoruz.
Belki kafamız böyle çalışıyor.

Yapılan araştırmalar, bilgisayar oyunlarıyla büyüyen kişilerin bir önceki nesle nazaran daha yüksek IQ seviyesine sahip olduğunu gösteriyor.
Sebebi ise oyunların farklı düşünme ve aynı anda birden fazla işi yerine getirme becerilerini arttırırken beyni geliştirmesi.
Bir anlamda kuşak farkı denilen meselenin açıklaması gibi…
Yani demek ki hakikaten kafamız böyle çalışıyor.

Bu bilgiler ışığında bir kavramdan biraz bahsetmek istiyorum; oyunlaştırma.

Oyunlaştırma, kişilerin bir işi gerçekleştirme yada bir problemi çözmesi adına katılımının arttırılması için uygulamaların içine oyun mekaniklerinin eklenmesi şekilde tanımlanabilen bir olgu. 2002 yılında Nick Pelling tarafında ortaya atılsada 2010 yılına kadar pek duyulan bir kavram değildi.

Yeni nesil web siteleri, sosyal medya etkileşimli uygulamalar derken işin içine pazarlama ve müşteri sadakati gibi konular da girince bu yaklaşım daha popüler bir konsept haline dönüştü.

Baktığımızda müşteri sadakati, çalışan motivasyonu ve eğitim konuları oyunlaştırma adına belki de en iddalı başlıklar gibi gözüküyor.
Ama bu yaklaşım Foldit örneğinde olduğu gibi bir çok gerçek problemin çözümünde de kullanılabiliniyor.
Foldit oyunu sayesinde bilim adamlarının AIDS tedavisi için 10 yılı aşkın süredir üzerinde çalışılan M-PMV enzim yapısı, sadece 10 gün içerisinde hiç de bilimle alakası olmayan insanlar tarafında çözüldü.

Sonuca baktığımızda ise görüyoruz ki bu kavram ile bir anlamda yapılması istenilen işin sunumunun değiştirilmesi ile cazibesinin arttırılması sağlanıyor ki bu tanım pazarlama başlığı altında çok güzel bir yer bulmuş gibi…

Bir Cevap Yazın