Önce Wolfenstein vardı…

Tabi başka şeylerde vardı ama biz onu W3D ile tanıdık. Bir elimiz ok tuşlarında bir elimiz shift ve control tuşunda gözümüzü kırpmadan oynardık. Daha önceden bu tip oyunlara aşina olmayan bir kaç arkadaşımın oynarken midesinin bulandığını bilirim.

Sonrasında Doom, Duke nukem vb…

Yıllar sonra bir gün Half-life (HL) çıktı…

Ve insanlar ikiye ayrıldı; HL oynamayı becerenler ve beceremeyenler.Çünkü bir elinizle fare yardımıyla baktığınız/gittiğiniz yönü değiştirirken diğer eliniz hiç bu kadar samimi olmadığı kadar W,A,S,D tuşları üzerinde ileri-geri ve sağ-sol yapmalıydı. Değişik bir koordinasyon gerektiyordu… Bahsi geçen W,A,S,D  tuşları bir süre sonra (bir dönem boşluk tuşuna olduğu gibi) önce silikleşmeye sonrada bozulmaya başlayacaktı. Tabi daha hasas fare ihtiyacıda kendiliğinden doğmaya başladı.

levyeli zor anlar

Ve sonrasında bir çok online fps (counter tabi ki…)Sonra uzaktan kumandalı konsollar çıktı… 

Elinizde tuttuğunuz kablosuz cihazı takip edenler (Wii Remote)… doğrudan sizi takip edenler (Kinect)…

FPS’nin şekli değişti, değişiyorda…. Şu kendi gözünüzden görüyormuşcasına oynadığınız oynulardan bahsediyorum. Daha ziyade birilerini öldürmenin gerekli olduğu oyunlar. (Aklıma bir anda Serious Sam ve oradaki elindeki bombayı taşıyarak size doğru “aaaaaAAAA” diye koşan karakterler geldi.)

Uzun süredir bir Wii konsola sahibim, FPS oynamasamda Lego Star Wars ve her çeşit tenis oyununu oynamayı çok seviyorum. Wii Remote kendinizi daha çok oyunun içinde hissetmenizi sağlıyor ki, bu da işin güzel tarafı zaten.

Oyun kontrol mekanizmaları sizle olan etkileşimi daha kusursuz yaptıkça, oynadığınız karakter(ler)e daha da kolay hükmettikçe başka alemlere yolculuğunuzun daha da keyifli olacağı şüphesiz.

Bakalım daha neler göreceğiz…


Bir Cevap Yazın