Okuduğum kitaba ne yaptınız?

Bir kaç gün önce yine bir kitabın filminin çekileceğini, en azından haklarının peşinde olunduğunu, öğrendim. Holivud için kitaplar, çizgi romanlar, kısa hikayeler her zaman işin senaryo kısmını çözmek adına başvurulan kaynaklardan bazıları. Ama bu işin izleyici / okuyucu tarafında başka başka yansımaları oluyor. İzleyici olarak bir adaptasyon izlemeye gittiğinizde şayet asıl hikayeyi okuduysanız izleyeceğiniz filmin aslına ne kadar sağdık kalınarak çekildiğine ister istemez takılmaktayız. Çoğu zaman koltuğa oturup seyretmeye başladığımızda okuduğumuz dünya ile izlediğimizi örtüştürme çabasına giriyoruz. Yani koskoca Yüzüklerin Efendisi 1. kitabının filminde Tom Bombadil nasıl olmaz da gidip onun yerine kitapta olmayan bir romantik sahne eklenir. Sen otur 3 saatlik film çek, sonra hikayede eksiklikler olsun.

Kaziye-i anha (Kazın ayağı!) öyle değil der eskiler. Şimdi bir holivud projesi demek milyon dolarlar demek. Yapımcı stüdyolardan bu parayı bulamazsanız çekeceğiniz filmin akıbeti meçhul (Bu konu derin, belki sonra detaylandırırım). Örneğin Yüzüklerin Efendisi 1. film; herkesin bir şekilde en azından adını duyduğunu düşündüğüm bir örnek. Tahmini bütçesi 93 milyon dolar… 3 saatlik bir film çekmek için harcanan para bu… Şimdi benim elimde bu para olsa kitabı 500 kez daha okur, her bir kelimesini ezberler ve hiç bir noktasını kaçırmamaya özen gösteririm. Her kim olsa öyle yapar gibi geliyor bana. Ama ne oluyor da saçmalıyor bu yönetmenler?

Orijinal dilinde 398 sayfa olan bir kitap 178 dakikalık bir film (uzatılmış versiyonundan bahsetmiyorum). Kitabın her sayfası için 27 saniye. Kabaca sayfa başı okuma hızının 2 dakika olduğunu düşünürsek kitabı aynen anlatmak için filminin akışının kitaptan 4,5 kat daha hızlı olması gerekli… Bu mümkün olmadığına göre bazı detayları atlamak yada hızlıca geçiştirmek zorunda yönetmen. Hadi bir yerlerden kıstık, ya olmayan sahneler?

Yapımcı için çekilen filmin gişe başarısı her şeyden önce gelir. Adam 93 milyon doları masal tutkunu 3-5 kişinin (tamam çok daha fazla kişiden bahsediyoruz ama olsun) isteklerini tatmin etmek için harcamıyor, 93 verip 193, 393 hatta 593 almak için harcıyor ve bunu sağlamak için elinden geleni yapıyor, sahne ekletiyor, sahne çıkartıyor süre kısaltıyor, yapıyorda yapıyor ve daha yapım aşamasındayken bu tip bilgileri paylaşarak, bir merak ve tartışma ortamı yaratılıyor. Şayet bir Tarantino değilseniz, “Yok kardeş. Ben bu filmi kısaltamam. Neyse o. Hadi senin güzel hatırına ikiye böyleyim.” diyemezsiniz (bakınız Kill Bill).

Şimdi başa dönersek,

  • Bir kitap uyarlaması nadiren kitap kadar tat verebilir (bakınız Dövüş Kulübü). Sonuçta bir adaptasyon, yönetmenin bakış açısı, onun hayali…
  • Her zaman yönetmene filmdeki eksiklik yada yanlışlıklardan ötürü saldırılmamalı ama yönetmende kitabın özünü kaybetmemeli (bakınız Yerdeniz Sci-Fi miniseries)
  • Bu yüzdendir ki (bence) genel kural önce film sonra kitap okunmalı.
  • Varsa birde “Director’s cut”a (yönetmen montajı diyelim) göz atılmalı (bazen yönetmen olayı burada toparlayabiliyor)
  • Ve lütfen yapımcı/yönetmen konudan sapacaksa “loosely based on” yani “kitapla pek alakası yok” diyiversin de beklentimiz ona göre olsun.

İyi seyirler, iyi okumalar…

Not 1: Yazının başında bahsi geçen “Rüzgarın Adı” romanı orijinal dilinde 662 sayfa. Kitap 4,5 kat daha hızlı olacak şekilde filmleştirilirse, 294 dakika yapıyor, yani 5 saat. Bu şekilde olamayacağından 3 saat limitinde kalacaksa, film kitaptan 7,5 kat daha hızlı olacak. Tüm bunlar ışığında ya bu roman 2 film olarak çekilecek, ya dizi film yapılacak yada hikaye kuşa dönecek…

Not 2: Kitap uyarlamalarının yazarlara olan maddi manevi katkısını unutmuş değilim.

Bir Cevap Yazın