Gökyüzündeki fotoğraflar

Anı kaydetmek artık çok kolay. Herkesin yüksek mega-piksel çözünürlüklü fotoğraf çekebilen, video kaydedebilen telefonları var. Olan biteni “dur bi dakka” diyerek hemen kaydedebiliyoruz. Ama kayıt altına alma süreci bizi başka bir şeye konsantre ediyor çoğu zaman. İyi bir kare yakalamak, tüm olan biteni aktarabilme derdi vb. öncelikler yüzünden o anın tadına varmakta sorun yaşıyoruz sanki. Basın sektöründe çalışanlar için aslında mesleki sebeplerden dolayı daha bir geçerli bu durum. Olayı, yaşananı aktarma çabası sırasında o anda belki bir insan olarak yapabileceği bir şeyi es geçme durumu. Peki bize ne oluyor kuzum?Bir olay hatırlıyorum, asparagasta olabilir, bir anne havuza düşen küçük çocuğu için önce bir twit atıyor, ancak bu twit ile uğraşırken kaybettiği vakit çocuğun ölümüne mal oluyor…

Önceliklerimiz şaşıyor sanki…

Tabi bir de selfie olayı var ki, sormayın gitsin…

Bilinen ilk selfie, Robert Cornelius, 1839

Bu kadar her şeyi kaydedince, o videolar, fotoğraflar nereye gidiyor? Eskiden fotoğraflar güzelce albümlere yerleştirilirdi. Videolar ise VHS yada Beta kasetlerde (evet böyle bir teknoloji vardı) bir yerlede durur, çoğu zaman bozulur giderlerdi…

Şimdi herhalde önce bir Facebook’da paylaşılıyor, belki Instagram’da… Peki sonra ne yapıyoruz? Bilgisayara aktarılan resimler, videolar… büyük sabit disklerimizi dolduran 3 şeyden biri (film, müzik, foto/video)…

Ve bir gün aslında geleceğinden hep şüphelendiğimiz ama hiç olmayacak kabul ettiğimiz korkunç son. Sabit diskiniz bozulur ve hiç bir dosyaya ulaşamazsınız. Yedek de almamışsınız. Bazıları Facebook’da bazıları instagram’da ama artık çoğu yok, gitti, uçtu. Evet, sabit diski kurtarma şansınız var vs. ama ya çok pahalı ya da çoğu zaman başarısızlıkla sonuçlanıyor. Ama üzülmeyin yalnız değilsiniz, her yıl bilgisayar kullanıcılarının %52’den fazlası bu şekilde dosyalarını geri dönülmez bir şekilde kaybediyor… Üzülmüyorsunuz değil mi?

Ben, sahip olduğum bir kaç harici diskte, çektiğim fotoğrafları ve videoları saklamaya çalışıyorum. Harici disk fiyatları yüksek olduğu zamanlarda CD yada DVD’ye yazardım ama daha uğraştırıcıydı sanki…

Bazen hemen işlenmemiş dosyaları kopyalıyor ve arşivliyorum, bazen de uzun saatler boyunca tek tek fotoğrafları düzenliyor, videoların formatları yada boyutlarını değiştirmekle uğraşıyorum. O fotoğraflar ki hiç birini tekrar çekme şansınız yok. Sadece bunu hatırlamak bile “ya bu harici diskler de bozulursa…” korkumu otomatik olarak tetiklemeye yetiyor. Cep telefonuma zamanında Dropbox kurmuş ve senkronizasyonu açmıştım. Ama yaklaşık 7.5GB kadar olan ücretsiz alan hakkım bittiğinde daha fazla yer alsam mı diye düşünürken zaman geçti gitti. Başka bulut depolama çözümleride denedim. Ama en önemli özellik olan otomatik yedekleme özelliği bir çoğunda yok. Olanlar ise bir şekilde güvenimi kazanamadı.

Başka bir konuda DSLR makina ile çektiğim “raw” dosyaların saklanması konusu. Her biri ortalama 12.75MB büyüklüğündeki bu dosyaları buluta koymam gerekliliğini düşünürken çok değişik fiyatlarla karşılaştım. Çok ucuz ve limitsiz yer verdiğini idda eden bulut firmaları var piyasada. Ancak yorumlar limitisiz hesapların bir bahane ile yüksek yoğunlukla kullanımlarda durdurulduğunu belirtiyor. Bazıları için ise daha korkutucu yorumlar var. Mesela güncellemeleri yedeklemeyen mi dersiniz, yedeklenmiş dosyaları kaybedip sadece üzgün olduklarını belirtenler mi dersiniz. En güvenilir ve makulü olarak ben Amazon’un bir çözümü olan Glacier‘i buldum. Ancak mobil uygulaması yoktu. Telefon için başka, bilgisayar için başka çözüm kullanmak istemiyorum. Bu yüzden evimizdeki tüm cihazlar Android olduğunu da göze alarak ve raw dosyaları yedeklemeyi de düşünmezsek sanki en makul çözüm Google Drive gibi gözüküyor. Bazı bulut firmaları altyapılarını Glacier üzerine kurmuşlar ve mobil uygulamaları da var…

Ama ben güvenemiyorum işte…

Bir Cevap Yazın