Okuduğum kitaba ne yaptınız?

Bir kaç gün önce yine bir kitabın filminin çekileceğini, en azından haklarının peşinde olunduğunu, öğrendim. Holivud için kitaplar, çizgi romanlar, kısa hikayeler her zaman işin senaryo kısmını çözmek adına başvurulan kaynaklardan bazıları. Ama bu işin izleyici / okuyucu tarafında başka başka yansımaları oluyor. İzleyici olarak bir adaptasyon izlemeye gittiğinizde şayet asıl hikayeyi okuduysanız izleyeceğiniz filmin aslına ne kadar sağdık kalınarak çekildiğine ister istemez takılmaktayız. Çoğu zaman koltuğa oturup seyretmeye başladığımızda okuduğumuz dünya ile izlediğimizi örtüştürme çabasına giriyoruz. Yani koskoca Yüzüklerin Efendisi 1. kitabının filminde Tom Bombadil nasıl olmaz da gidip onun yerine kitapta olmayan bir romantik sahne eklenir. Sen otur 3 saatlik film çek, sonra hikayede eksiklikler olsun.

Eugene Goostman

IRC günleri…
İnsanlar bir heyecanla sohbet odalarında yazışıyorlar.
Herşeyden bahsediliyor. Yeni arkadaşlıklar kuruluyor ve bu iş enteresan bir sosyalleşme hareketine dönüşüyor.
Siber alemde sosyalleşme…

Sabah kalktınca ilk iş olarak sohbet odasına günaydın yazanlar, klavye başında uyuyanlar türüyor.
Bir de tabi şu meşhur “slm a/s/l ?”.
Çok eskiden telsiz günlerinde ortak kanalda “arkadaş arıyorum arkadaş” lafları duyulurdu.
Onun daha farklı bir türü.

Sadece yazışma üzerinden dönen bu sohbetlerde en ilginç olan şey kimle konuştuğunuzu tam olarak bilemeyişinizdir.
Size evli 3 çocuk babasıyım diyen 12 yaşında bir kız çocuğu olabilir.
Ama tecrübeli bir chatter’sanız, size verilen cevaplardan kandırılıp kandırılmadığınızı hissedebilirsiniz.
Bunların evrimleşmiş halini günümüzde sahte kimlik bilgileriyle açılmış facebook/twitter hesapları şeklinde görüyoruz.

Kutulardan kuşlara

90’lı yılların başı.
Bir bilgisayar laboratuvarında klavye sesleri.
Alışa gelmiş tıkırtılardan değil.
Daha kesik kesik, bazen daha da sert.
Gözler yeşil ekrana kilitlenmiş, nefesler tutulmuş.
Ekranın altında kısmen de olsa bir düzen içinde yığılmış blokların arasına yenileri karışıyor.
Blok yığını bazen yükseliyor bazense hiç yok.

Oyunlardaki gibi sonraki bölüme geçsek

Çocukluğu bilgisayar oyunları dönemine denk gelen kişilerden biriyim.
Saatlerce başından kalkmadan oynadığımız oyunlar bizim hayata bakış açımızı da değiştirmiş bir nebze.
Mesela her ilerleme kaydettiğimizde takdir yada ödül bekliyor olabiliyoruz.
Olmazsa pek sorun değil belki ama olması bizi motive ediyor.
Mevcut durumumuzu bilmek, ne konumda olduğumuzu, nasıl değerlendirildiğimizi bilmek istiyoruz.
Kariyer planı istiyoruz. Büyük adımlar attığımızda ünvanımız değişsin istiyoruz.
Biraz da olsa yarışmak istiyoruz. Diğer arkadaşlarımız içerisinde hangi sırada olduğumuz görmek istiyoruz.
Yani kazanmak istiyoruz. Aynı oyunlardaki gibi…
Kazanınca mutlu oluyoruz.

IoT – Internet ortamındaki terlikler

Terliklerinizin online olduklarını düşünün. Nerede olduklarını bulmak için telefonunuzdaki SmartSlipper uygulamasından konum bilgisine bakabilirsiniz. Ya da vereceğiniz bir komutla ses çıkarmasını sağlayabilirsiniz. Terlikler ayağınızdayken vücut kas/yağ oranınızı görebilir yarım kilo daha verebilmek için daha fazla ne kadar adım atmanız gerektiğini öğrenebilirsiniz.